Broadway'de, Yanlışlıklar Komedyası izler gibiyim.
Bazen “beklenti mutsuzluktur"diye diye beklediğimiz, hayalini kurdugumuz birçok şeyden vazgeçmiş gibi yapıyoruz. İstediğimiz şeyi öncelikle kafamızda, olmasa da olura indirgiyor ve dünyada benzer yoksunlukları yaşayan insanları düşünüyoruz. Afrika'nın açlığı, Ortadoğu'nun kimliksizliği ve bilumum felaketi yaşayan tüm mazlum coğrafyalar bir anda peşinden koştuğumuz, kafaya taktığımız meselelerin anlamsızlığını ortaya koyuyor. Ya da bir süreliğine öyleymiş gibi kabul ettiriyor. Misal Filistin davası varken ben oturmuş, falancanın vurdumduymazlığını, bencilliğini ve kendinden bihaber oluşunu takıyorum! Yahut "ama ben en çok kendimi ihmal ediyorum” demeye varmadan, kutsal putların etrafımızı zincirlemesine izin veriyoruz. Ne çok kutsal var!
Çağın dayattığı birçok sorunda ise insanoğlunun geliştirdiği otomatik savunma mekanizmaları vardır. “Seni mutsuz etmesine sakın izin verme”, “fazla değer verirsen kaybedersin”, “suçu kabul edersen mutsuz olursun” yada önce “o özür dilesin” gibi birdolu bomboş mevzu… Oysa hayat bu mudur sahiden? Canını yakacağını varsaydığın herşeyden uzak kalıp kendi çizmediğin yolu yürümek midir? Dikene, çamura değmeden,yanmadan yahut yakmadan gelip, gitmek midir? Oysa “acı çektikçe var olur insan” der, hergün kendimizi pazarladığımız sosyal mecrada, sözlerini imrenerek paylaştığımız birçok düşünür. Sahi insan neden bu denli yaşamın felsefesini anlamış ve bunun ustasıymış gibi bir görüntü vermek ister? Oysa ben hala acemisi olduğum bir hayatın içindeymişim gibi hissediyorum. Acıyorum, kanıyorum ve tüm bunları saklayamıyorum. Yüzüm düşüyor, küsüyor, kırılıyorum. Biliyorum çoğu kez de devrik cümleler kuruyor, yazım kurallarının dışına çıkıyorum. “Ama Hasan Ali Toptaş şöyle der: Yazım kuralları, bir yazarın…” falan filan diye başlayan şeyler demeyin bana. Hasan Ali Toptaş abimin canı sağolsun, kalemi varolsun da ben böyle yazmak istiyorum. Yaşadığımın aksine düzenli, şatafatlı tümceler kurmak istemiyorum. Böylesi yavan ve eksik hali daha çok seviyorum. Yanılgılar ve yazılanlar hepsi bir arada. Broadway'de, Yanlışlıklar Komedyası izler gibi.
Sözü fazla uzatmak istemiyorum. Yaşarken kaçırdığımız şeyler çok kıymetliymiş gibi geliyor bana. Burun kıvırıp, önemsemediğimiz, uğruna egolarımızdan feragat etmediğimiz şeyler belki de mutmain edebilecek bir yaşamın ön şartlarıdır. Evet vazgeçelim demiyorum aksine tutkuyla bağlanmalı insan diyorum. Acı çekmekten çekinmeden üstüne üstüne gitmeli korkularının. Hayalleri ve sevdikleri için ayağına takılan benlikten, gururdan, sarfınazar edebileceği tüm şeylerden vazgeçmeli. Yârin hakkını âli tutarak, beklentilerinin, hayallerinin peşini bırakmadan.
“Dünyada hiçbir şey mutsuzluk kadar mükemmel değildir." demiş güzel bir adam. Velhasılı düzenin dayattığı, "düzenli” şeyleri sorguladıkça ve onları yıktıkça bazı şeyler daha bi güzelleşir diye düşünüyorum.
Bir film tavsiyesi; Yedinci Mühür (Det sjunde inseglet), İngmar Bergman
serendiperva liked this
heikeoykusu posted this